SON DAKİKA

BUĞDAY TOPRAĞA DÜŞTÜ…

Bu haber 09 Mayıs 2016 - 11:24 'de eklendi ve 125 views kez görüntülendi.

NURULLAH BULUT’UN KALEMİNDEN…..”BUĞDAY TOPRAĞA DÜŞTÜ…”

Sonra…
Sıcacık ellerin içinde dururken kendini bir anda havaya fırlatan eli anlamadı. Buğday toprağa düştü. Nedenini anlamadan toprağın içinde buldu kendini. Sonra üzerini kapattılar. Toprakla baş başa kaldı. Baştan hiç sevmese de yavaş yavaş alışmaya başladı, toprağı sevdi. Derken bir süre sonra can suyu buldu kendine. Topraktan geldiğini biliyordu ama böyle bir durumla hiç karşılaşmamıştı. Zaman geçtikçe vücudu değişmeye başladı. Önce çatladı sonra patladı derken içinden taze bir fide çıktı.  Çıkılmaz bir yolda giderken. Küçücük buğday kocaman bir fide oldu. Başındaki başakların içinde birçok oldu. Ümidinin  bittiği anda çoğalıp serpildi. Lakin çok geçmeden kurumaya yüz tutmuşken yine hüzün kapladı içini. Yok mu oluyordu. Canı uğruna bıraktı taneleri. Vücuttan kopup toprağa karıştı…
Toprak kendinde vücut buldu…
İnsanoğlu da toprak misali…
Etraftan duyduğum, ihtiyar amcaların, annelerin, babaların, öğretmenlerin ağzından eksik olmayan: “ Ne olacak bu gençlerin hali..” diye gençleri şikayet etmeye başladıklarında bide yaptığımız veli buluşmalarında velilerle konuştuğumda çocuklarını şikayet etmeleri, dert yanmaları beni sürekli düşündürmüştür. Acaba bizlerde bu yaştayken büyüklerimiz bizden şikâyetçi miydi? Her dönemin kendine has farklılıkları muhakkak olacaktır.
Yaradan bize çocuğumuzu bahşettiği zaman sıfır kilometre tabir ettiğimiz şekilde kucağımıza alırız. Çocuklar yetişkinlik çağına kadar ne ekerseniz size onu verir. Zira hepimiz topraktan geldik. Özümüz topraksa bir çiftçi gibi olmalıyız çocuklarımıza karşı. Eğer hasadı güzel alacaksak, iyi verim istiyorsak, sonra pişmanlık yaşamak istemiyorsak en başında dikkat etmeliyiz. Toprak bize nasıl güç veriyorsa ektiğimiz tohumlardan elde edeceğimiz verimler gelecek dönemde bizim rızkımız olup karnimizi doyuracak, cebimizi dolduracaksa çocuklarımızda bizim geleceğimizin temelleridir.
Geçiştirilmiş bir nesille nereye kadar devam edilebilir ki? Veliler bizlere şikayetlerini anlatırlarken öyle durumlar oluyor ki artık biz çocuğun durumunu anlatmak yerine velilerin şikayetlerini dinler olduk, bir müddet sonra da biz çocukları savunur hale geldik. Daha çocuklarını tanıyamamış veliler… Çocuğunu anlatırken şaşırıp kalan ebeveynler… Şimdi diyorum ki şikâyetçi olduğumuz şey  çocuklarımız, gençlerimiz. Ya onlarda bizden de şikâyetçi olsalar nasıl olurdu? Belki de şikâyetçiler de biz görmüyoruzdur. Akşama kadar evin işleriyle sisteme bağlanmış bir şekilde uğraşan anneler, akşama kadar iş güçle uğraşan babalar… Birde bakmışsınız çocuklar büyümüş. İyisiyle kötüsüyle deyip kendi hayatına bırakıyoruz. Anne baba yanında büyümelerine rağmen anne ve babadan mahrum  yaşayan bir nesil..
Tarlayı ekmişsin öyle bırakıp gitmişsin. Sonrada diyorsun ki benim ekili tarlam var. Hasat zamanı gelince bakıyorsun istediğin verimlilikte değil, suç kimde diyorsun. Hiç düşündünüz mü bir çocuk neden dışarıda balici, tinerci, hatta hatta canlı bomba olur. Eğer o çocuğun yüreğine inen sevgide senin payın yoksa, çocuklara sevgi ilhamını verememişsek çocuk nereye çekilirse oraya gider. Bir insanı yola koyan onu çeken en büyük etken kalbe inen sevgide mevcuttur. Çocuklarımızın kalplerine sevgi tohumcukları ekmemiz gerekir. Yedi kat yabancı  bizim çocuğumuzu kötü yolda bir şey yapması için ikna edebiliyorsa, onun kalbine nasıl bir sevgiyle yaklaştığını siz düşünün. Bir insan başkası için canını hiçe sayabiliyorsa psikolojik olarak bir düşünün. Çocuklarımıza öyle sevgiler ekmeliyiz ki çocuk o sevginin dışına çıkamasın.
Günümüzde yetişkinlerin birçoğu zamanlarını plazma tv’lerin karşısında veya akıllı telefon başında geçiyor. Çocuğun eline oyuncak veya şeker vererek bir kenarda oynamasını istiyorlar. Bırakın çocuğun gelişimi için en önemli faktör olan oyun kurmayı yahut samimi bir iletişim kurmayı rahatsız dahi edilmek istemiyorlar. Bu durum ‘benim canımı sıkacak bir şey yapma da ne yaparsan yap!” demektir. Kısaca başımdan defol git demektir.
Bu durumda çocukların aklı, düşüncesi ve ruhu işlenmemiş bir tarla misali kalakalır. Tek bir iyi tohum, bu tarlaya ekilmiş olamaz. Zaman zaman, bu çocuklara iyilikten, güzellikten ve doğruluktan söz edilse bile, bunlar kuru ve taş gibi cansız sözlerdir.
İşin doğrusu ve pek fena halde acısı şudur ki:
Evlerde anne babalanın yanı sıra halalar, teyzeler, büyükanne ve büyükbabalar olduğu halde yavru adeta yetim gibi büyür. Çocukların küçük yaşta ruh dünyası başka işler. Her şeyi kayıt altında tutar. Babalar anneler birer örnek olsa da etraf ve çevre etkeni önemli yer tutar.
Şimdi sizlere soruyorum: Çocuğu baştan sonra yetiştiren anneler babalar! Kimi kime şikâyet ediyorsunuz? İlk mektep ev değil midir? Çocuk nasıl yetişirse okulda da sokakta da aynısı olacaktır. Bazı istisnalar muhakkak olacaktır. Bağcı bahçıvan bahçesine ne kadar bakarsa o kadar güzel olmaz mı? Çocuklarınızı başkalarının anlamasını istemeyin onları en iyi anlayacak olan sizlersiniz. Toprak ve buğday nasıl nimetse başımıza koyup öpüyorsak, çocuklarda insanlık için öyle büyük nimettir.


HTML Editor - Full Version

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.