SON DAKİKA

MUTSUZ İNSANLAR SİLSİLESİ

Bu haber 03 Kasım 2014 - 23:00 'de eklendi ve 102 views kez görüntülendi.

BETÜL ŞATIR’IN KALEMİNDEN … MUTSUZ İNSANLAR SİLSİLESİ

Köyler şehirleşiyor. Büyüğü küçüğü kalmadı artık semtlerin. Avm’leri küresel mekânları giyim ve gıda zincirleri yardımıyla puzzle şehirler oluyor her yer. Modernleşme merakımız yakamıza yapışmış bizi acemi şehirliler olmaya zorluyor. Modifiye köylüleriz aslında hepimiz. Her an aslımızı yansıtan yanlarımız şehrin içinde pörtlüyor. Köylülüğümüzün asil yanları köylerimize terketmiş burcuva krolar gibi arzı endam ediyoruz plaza kentlerde. Modern dünyanın mabetlerinde dört dönüyoruz ve sunaklar sunuyoruz ara sıra sahte Kent tanrılarına.
Herkes şehirli olmak istiyor. Ne yazık. İnsanlar geldiği yerden olduğu yöreden kaçıyor ve ait olmadığı bir yere sığınıyorlar. Plastik tabakların dondurma kaplarının bile değerli olduğu köylere burun kıvırarak.Kendilerini uyumsuz bir montajla şehre çiviliyorlar ısrarla. Kısa zamanda kendini en bi şehirli hissedip yakınıyorlar şehre olanlardan. Bir parçası olduklarını unutarak kınıyorlar katliamları. Dikey mimariyi eleştiriyor, insanca yaşayamadıklarından dem vuruyorlar. Her şeyin pahasından, yaşamın zorluğundan kenti sorumlu tutuyorlar. Masumiyete elverişli şehirlerden suçlar cezalar ve tutanaklar devşiriyorlar gelişi güzel olmayan. Zarif zarif ihanetler ediyor birbirine şehirliler. Kibirli ağrılar çekiyorlar kimselerle paylaşmadan.Kavganın döllendiği sokaklarında mutluluk aramakla geçiyor zamanlar. Tempolu ağıtlara ritim tutuyorlar eğlence niyetine.
Şirazemiz kaymış saatlerimiz bozulmuş fıtratımıza isyan yapıların içinde boğuluyoruz her geçen gün.Şehri binalar oluşturmaz insanların güler yüzleri, kibarlıkları, doğanın güzelliği, yapıların ruhudur şehirleri şehir yapan. Bu güzelliklerin azalmasına şahit olarak ve içimiz sızlamadan katliama ortak olarak devam ediyoruz hengâmeye. Kontrol altında tutamıyoruz şehirleri ve şehirler içinde kendimizi. Yanlış bir kentli imajına tutunmaya çalışarak elit ortamlara girmek onlardan gözükmek rolünü oynuyoruz. Anlaşılan, beceriksiz bir tiyatro merakı bizdeki.
Şehir prangalarla bağlamış bizi kendine. Nefesimizi daraltıyor ve yaşayamayacağımız yalanını yutturuyor her dakika onsuz. Oysa ondayken ve onunla yaşayamıyoruz gerçekte. Görgüsüz teknelerin izin verdiği ölçüde görebiliyoruz denizi. Ormanlar şehrin inanılmaz uzaklarında kalmış aranıyoruz. Deniz kenarları büyük otellerin ve restoranların işgalinde açamaz olmuş kimseye kucağını.
İnsanca yaşamayı mümkün kılan düzenin hep karşısında duruyor insan. Kaçtığı güzellikleri uzaktan özlemeyi tercih ediyor. Kendisine düşmanlık fenalık ederek kendi yaşamını zehirliyor. Kendisine…En büyük hasmı kendisi. Dikey mimariden şikâyet edip bütün kazancını üstüne bir de kredi çekip gökdelenlerden küçük bir hisse koparmaya çalışıyor. Avm lerin getirdiği olumsuzluklara söverek hafta sonlarını elektrik yükü zeminlerin üzerinde karton çantalarla yürüyerek geçiriyor.
Evet, kibirle yanlarından uzaklaştığımız beldelere özlem duyarak yaşıyoruz şehirlerde. Kaçtığımız tuzak şehirlerin içinden ne zaman bir fırsat bulsak günlük kıyafetler giyebileceğimiz yerlere atıyoruz kendimizi.En fazla iki haftamızı orada geçirebilmek için tüm sene çalışıyoruz alın teri döküyoruz.Gecesine büyük paralar ödeyip senelik oksijen depolarımızı dolduruyoruz begonvillerin altında. Eskimiş kapılarına, sele serpe balkonlarına, yıldızları saydığımız damlarına, üst üstte dizilmiş taşlarına, renksiz ve yarım kalmış yapılarına, mandalina ağaçlarına iç geçirerek bakıyoruz. Yufkaların inceliğini, yoğurdunun tazeliğini, peynirinin lezzetini sayıklıyoruz sene boyunca. İnsanlığın ölmediğini, komşulukların bitmediğini, çocukların güven içinde yaşadığını öykünüyoruz.
Onların yani gerimizde bıraktıklarımızın güneşleri, bizlerin kahve dükkânları var. Bizim ücret ödediğimiz keyiflerimiz, onların kırk yıla sığdıramadıkları hatırları dost hesaplarına yazdıkları huzurları var. Çivit mavisinin beyaza yolculuğuna şahit olan annelerini hayretle izleyen dağınık saçlı çocukların saflığı var kaybetmedikleri, pahalı zevklerimize ucuz cesaretlerimize inat. Ilık yellerde kuruyan çamaşırların evi saran sabun kokuları var kurutma makinalarımıza inat.
Leğende yıkanırken kaynar suyu başından aşağı yiyen çocukların ve sabunu elinden kaydırdıkça şaplak yapıştıran annelerin neşesineözenir haldeyizzaman geçtikçe.Bozuk paraların çok değerli olduğu işten değil dişten arttığı, ekin biçen, anason yolan, tütün dizen, ay çekirdeği silkeleyen insanların topraklarından aldığı berekete enerjiye hasretiz. Sadece bayramda güzel kıyafetler giyen saçlarını sımsıkı bağlayan tozlu çocukların özgürlüğüneboynu bükük bakmaktayız.
Modern dünyanın boynumuza taktığı zincirlerden kurtulunca oradayız. Hak etmediğimiz bedelini ödemediğimiz bir dinginliliğin peşindeyiz. Şehirler ruhumuzun bunaldığı kafeslere dönüştü. Sürü olmakla birey olmak arasında bize seçim şansı bırakmıyor. Tiz korna seslerinde, egzoz kokan caddelerinde, üst üstte dizilmiş binalarında her geçen gün insafsızlığını arttırıyor.
Mutsuz insanların asık suratlı kaderlerini yaşamasına şahit olan otobüs duraklarında beklediğimiz numaralandırılmış dev otobüsler mi yoksa fıtratımızın çığlığını bastıracak huzur mu?
Belli değil…

BETÜL ŞATIR


HTML Editor - Full Version

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
escort bayan sex izle

istanbul escort

beylikdüzü escort

evden eve nakliyat

klima kombi servisi