SON DAKİKA

PERA’NIN ARİSTOKRASİSİ VE PAZEN ETEK GERÇEĞİ

Bu haber 12 Şubat 2015 - 21:56 'de eklendi ve 192 views kez görüntülendi.

BETÜL ŞATIR!IN KALEMİNDEN… PERA’NIN ARİSTOKRASİSİ VE PAZEN ETEK GERÇEĞİ

Çok zamandır yaşadığım bir çelişki var. Mesleğim gereği onlarca seminerlere ve çalıştaylara katılıyorum. Neredeyse sayısına ve hızına yetişilmeyecek kadar artan bu sorumluluk çalışmalarının elbette çok hoş sosyal bir yanı var.

Günler öncesinden hazırlanıp dokümanlar derleyip çözüm önerilerine kafamı yorduğum bu güzel buluşmalardan pek memnunum. Ortaya çıkan beyin fırtınası çözümlere yönelik getirilen hikmetli yorumlar, değerlendirmelerin farklılığı kişi sayısınca değişken ve renkli. Konusunda uzman kimselerden istatistikler dinlemek, notlar almak, bilgiler öğrenmek, bazı katkılarda bulunmak gibi eylemler içeren bu sosyal çalışmalar genellikle çok nezih ortamlarda gerçekleşiyor. Çok lüks bir otelin eş zamanlı olarak birden çok salonunda, estetik değeri çok yüksek olan bir vakıf binasında, ya da tarihten bu yana akademinin ocağı olmuş nostaljik bir üniversitenin kürsüsünde. Yer yer ve zaman zaman, son derece elit, ilmi, şık, lüks, incelikli mekânlarda bulunmak başka bir mutluluk bunu söylemeliyim. Yalnız bir gerçek var. Son derece busines olan bu mekânlarda gayet nezih, bilgi dolu ve nezaketli toplantılardan sonra gerçek hayatın akademiden uzak diline, kabalığına, estetikten yoksun kargaşasına hemen adapte olmak zorundasınız.
Ben bu konuda fazla zorlanmıyorum. Çocukların ulaşımına yardımcı olduğumdan bazen en azından üç ilçe gezdiğim olur. Örneğin Fatih’te bir seminere katılıp dönüşte Bakırköy’den kızımı alıp Bahçelievler’de okuyan oğlumun çıkış saatine yetişip minik kızımı da anaokulundan toparlayıp evime gelmişsem en azından üç ilçeyi göz ucuyla gezmiş görmüş olmaktayımdır. Bunun beşe çıktığı günler de olmuyor değildir. Bu durumdan da hiç şikâyetçi değilim elbette.
Zaten gündelik hayatın problemlerinin konuşulduğunu düşünürsek ben daha çok araziden gelmiş halkın içinden, konulara çok tanıdık, teoriğe katkısı olacak bilgilerle donanımlıyım. Bu beni hep gülümsetir. Bir çalıştayda kadın-şiddet denklemi konuşulurken bakanlıktan çok değerli bir hanımı dinlemiştik. Akademide yıllarını bu işlere adamış istatistikleri ezberlemiş çözüm yollarını madde madde bakanlığa öneri olarak sunmuş bu hanım, şiddet gören bir kadınla karşılaştığında ve onun özel hayatına şahit olduğunda yaşadığı travmayı paylaşmıştı. Kadının morluklarına, çığlıklarına, acılarına, konunun bizzat gerçeğine dokunmak zorunda kalmak bambaşka bir deneyim oldu benim için diye anlatmıştı bizlere.
Gelelim gündelik hayattan farklı olan bu seçkin, akademik görüşmelerle, arazi arasındaki geçkilerde acemilik çekmeyişimin nedenlerine. Her türden insanla arkadaşlık sürdürmemden, belli bir gelir düzeyi olanlarla değil karma bir çevrede yaşıyor olmamdan, komşuluk imkânı sunan mahalle kültürüyle yaşamayı tercih etmemden kaynaklanıyor herhalde. Kendimi gayet şık kristalli avizelerin aydınlattığı bir otelin salonundan ayrılırken, arabayı kapıya üniformasıyla, saygıda kusur etmeden, valenin getirdiği bir toplantı çıkışında elimdeki istatistikleri dokümanları yan koltuğa bırakıp çarşambaysa Çarşamba, perşembeyse Perşembe pazarına gittiğim doğrudur. Az önce profesörlerden dinlediğim sosyolojik bulguların tam da içine, sorunların, çözümlerin yani hayatın tam kalbine istemsiz bir şekilde aktığım doğrudur. Orada bağrışların, pazarlamanın, itiş kakışların bir parçası, hedef kitlesi, ta kendisi olmak suretiyle hem de.
Geçenlerde çok güzel bir meşguliyet olduğunu düşündüğüm Pera’da sanat ve kültür dolu anlar geçirdim. Aristokrasinin dibine vurdum tabiri caizse. Oryantalistlerle, realistlerle, sürrealistlerle, yeni dönemcilerle, Osman Hamdi Beylerle dolu harika bir gün geçirdim. İstiklalin sayısız kitapçılarından kültürel alışverişler yaptım. Tarihi dokularını inceledim çeşmelerin, baroklarına dokundum mimari eserlerin. Evet, güzel oldu. Hatta çok geçmeden Sabancı müzesinde MIRO’nun eşsiz sergisini ve Sabancı ailesinin değerli koleksiyonlarını gezdim.
Ama ben yine aynı bendim. Akşam olduğunda çocukları toparlayıp kapıyı kapadığımda elime aldığım tarhana kavanozu, “ben gerçeğimi” haykırıyordu bana. Pırasalı börek ve tarhana çorbası ikilisi diyordu ki sen busun işte. Kırsalda büyümüş Ege’nin naif rüzgârları Akdeniz’in sıcak güneşiyle kaynaşırken alacağını almış bir kız çocuğusun. Aslen yörük, neşeli, değişken, çılgın, durgun, doğup büyüdüğüm sahil beldesi gibi durağan zaman zaman dalgalı, doğal bir şeysin işte.
İstanbul modernde kahve içerken acemilik çekmeyen ama akşam eve gelince pazen eteğini giymekten mutluluk duyan, elinden kitabını düşürmeyen ama komşularla günler düzenlemeyi de ihmal etmeyen bir kimsesin. Sabancı müzesindeki meraklı bakışların Torosların tepesinde, antik harabelerin yakınlarında, ıssız bir yaylada, süt sağan kadının gününden evvel yaşlanmış yüzünde de sanatı anımsıyorsa o zaman adamsın diyor bana. Haline, hallerimize gülümsüyorsan seni sen yapan her şeye sevgiyle sarılıyorsan işte sen busun. Klasik müzikten hazzetmediğin gerçeği seni küçük düşürmemeli, bazı büyük sanat eseri tablolarda bir anlam bulamayışın da. Caz sevmek zorunda da değilsin, bazen bir ağıt, bir bitimsiz türkü kulağına daha hoş ve içli gelebilir korkma. Bu sensin. Akşamları sarma sarmakla yazı yazmak arasında seçim yapmak zorunda kalıyorsan, tavuk suyuna çorba, çamaşır suyuna temizlik yaparken tüm etiketlerini unutuyorsan, ciddi hocaların karşısında, önemli derslerin ortasında, akşam ne pişirsem, hangi gün kimi ağırlasam diyorsan. Markette dolmalık biberleri aynı boyda seçerken dünyanın gidişatına kafanı yoruyorsan korkma. Bunda bir tuhaflık yok.
Devam et. Normalsin. Gülümse. Sen Türkiye’nin binlerce gerçeğinden sadece birisin…

 


HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

1 ADET YORUM YAPILDI
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Bulut 13 Şubat 2015 / 15:30 Cevapla

İnsanın öz’ü herşeyden daha önemlidir. İş veya başka ne olursa olsun. İnsan evine veya memleketine gelince tüm üzerindekileri atıp kendisi olmalıdır. En güzel şey değil midir doğallık, gerçeklik, samimiyet… İşte benlik ve senlik değerleri ortaya koyar gerçekçiliği. Elinize sağlık…

mersin escort