SON DAKİKA

ŞEHİR KÜLTÜRÜ VE ŞEHİR KİMLİĞİ

Bu haber 09 Mayıs 2016 - 13:59 'de eklendi ve 118 views kez görüntülendi.

MEHMET TANIR’IN KALEMİNDEN… “ŞEHİR KÜLTÜRÜ VE ŞEHİR KİMLİĞİ”
Şehir/kent tanımları yönetsel, sosyal, ekonomik ve farklı açılardan yapılabilmektedir.
Şehir/kent, yönetsel olarak, belli yönetsel yapının içinde kalan alan, sosyal bir olgu olarak karşılıklı iletişim ve sosyal etkilerin olduğu hak ve özgürlüklerin dikkate alındığı yer, ekonomik olarak insanların değişken ihtiyaçlarını karşılayan üretim, dağıtım ve tüketim sürecinin olduğu bir ekonomik değer, gelişim olarak insanlığın ulaştığı en yüksek seviye, teknik gelişmişlik, zenginleşmiş sanat, yani uygarlık, insanların kümelendiği, belli alanlarda uzmanlaştığı ve insanların bir araya gelerek inşa ettikleri yer, yaşayan ve işleyen bir bütün, özel bir yerleşme dokusuna sahip olan ve mekânda sürekliliğin olduğu bir yerleşme olarak tanımlanabilir. Şehirler değişime ve gelişime açık mekânlardır (Karaaslan, 2010, 5-7).
Şehir, demek insanların paylaştığı aynı mekân ve fiziki sosyal ortamdır. İçinde tarihi mekân, okul, cami, sokak, mahalle, park, bakkal, kasap, manav ve terzi vardır. Şehir kavramı içinde aynı mekânı, havayı, sevinci ve üzüntüyü paylaşmak, ortak tarih, ortak kaygıya sahip olmak, güven, yardımlaşma, demokrasi ve yönetişim vardır. Şehir demek maddi ve manevi kültürel miras demektir. Şehirli olmak yaşadığı şehir ve insanlarıyla bütünleşmek üzüntü ve sevinçte bir olmak demektir.
Şehir, bir evler topluluğuna sahiptir. Ancak bunun yanında iktisadi bir birlik olarak kendisine ait toprağa dayalı mülkiyeti, gelir ve giderlerden oluşan bir bütçesi vardır.
Şehir, insanlar topluluğundan, kamu hizmetlerinden kurumlar ve idari aygıtlar toplamından fazla bir şeydir. Şehir fiziki bir mekân ve bir ruh halidir. Cazibe merkezi olarak gelenek ve göreneklerin tavır, değer ve görüşlerin toplandığı yerdir. Her şehrin kendine özgü bir şehir kültürü vardır. Şehir bir mekânda yoğunlaşmış yapı ve insandan daha öte bir şeydir. Yani insanların birlikteliğinden oluşan hissedilen ve kentlerin görünmeyen özelliklerinden olan kültür ve değer yargıları şehri oluşturan bir başka boyuttur (Koçak, 2011, 261).
İnsanın toplumsal yapıya ve istikrarlı bir yönetime duyduğu gereksinmenin bir ifadesi olan şehir ve uygarlık, aynı zamanda teknik bilgi birikimini ifade eder. Şehir, karşılıklı iletişim ve ilişkilerden oluşun, bize, ortak aklı, uzlaşma sanatını ve gücü öğreten ortamdır.
Kültür ve şehir birbirini tamamlayan kavramlardır. Kültürel etkinlikleri ve kültürel politikaları oluştururken vatandaşın karar alma sürecine katılması gereklidir. Gelişmiş bir şehir için kültürün bütün boyutlarıyla planlanması ayrı bir önem kazanmaktadır.
“… kamu sektörü, kültür alanı, kültürel girişimler ve yerel üretimin desteklenmesi, vatandaşların çeşitli kültür mekânları ve etkinlikleri aracılığıyla kültürel yaşama katılımının özendirilmesi, dezavantajlı toplulukların kültüre erişimi ve kültürel üretime katılımının kolaylaştırılması, kent kimliğinin zenginleştirilmesi, somut ve somut olmayan kültürel mirasın korunması, zanaat ve tasarım alanının desteklenmesi, bağımsız sanat toplulukları ve sanatçıların kültür merkezleri ve benzeri yapılarla teşvik edilmesi, kültür profesyonellerinin ve kültürel kapasite geliştirme projelerinin yerel düzlemde hayata geçirilmesi için temel bir işleve sahiptir. Sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirebilmiş kentler, kültürü bütün bu boyutlarıyla planlama ve hizmet süreçlerine dahil edebilmiş kentler olacaktır” (İKSV, 2016, 16). Sürdürebilir kalkınmada ve kültürel politikalarda sadece kamu sektörü değil kültürün diğer paydaşları da bu sorumluluğu üstlenerek şehrin kültür politikalarına destek vermesi önemlidir.
Geleceğin şehirlerini “yeşil şehri, sağlıklı şehri, ilim şehrini” kurmak açısından şehir kültürü, şehir kimliği ile şehrin kültür ve kimliğini koruyacak şehirlilik bilincine sahip bireylerin olması gerekir.
Şehir, insan yaşamının önemli bir parçasıdır. Şehir ortamını daha yaşanabilir duruma getirmek, insan yaşamının yaşam kalitesini artırmak demektir. Kentte yaşayanların kentle ilgili duygularının gelişmesi, kentin gelişimi için gayret göstermesi, kenti geliştirme anlayışı, faaliyetlere ve karar alma süreçlerine katılmaları kentleşme, kentlileşme ve kent kültürünün kesişmesiyle birlikte ortaya çıkar.
Şehir/Kent Kültürü
 Kültür, kaynağını toplumdan alarak ve yine kültürel hizmetler ve etkinlikler aracılığıyla tekrar topluma ulaşır. Toplum ve kültür arasında doğal bir döngü vardır.
  “Kent kültürü kavramı ise, o kentte yaşamış bütün medeniyetlerin sosyolojik, psikolojik, politik ve ekonomik olarak yapmış olduğu etkinliklerin gerek kentsel dokuda yer bulması, gerek toplumsal yaşamda kendini göstermesiyle ortaya çıkan bir bütünlüktür” (Kentleşme Şurası, 2009, 112). Kent kültürünün en belirgin kültür taşıyıcıları önceki dönemlerin mimarisini, sanatını, yaşam tarzını taşıyan somut kültür varlıklarıdır.
Yapılaşmış çevre o toplumun fiziksel sahip olduklarının değerlerinin yani fiziksel varoluşun yansımasıdır. “Sanattan mimariye kadar bütün tasarım eylemleri, toplumu oluşturan bireylerin bakış açılarını, beğeni yargılarını, düşünce biçimlerini, teknolojik gelişimlerini kısaca, içinde yaşadıkları dönemlerin dünya görüşünü yansıtmaktadır… Bir kenti fiziksel bir mekân olarak tanımlamanın yöntemi, o kenti oluşturan yerleşimin biçimi, yapıları, ulaşım arterleri ve açık alanlarının özelliklerini belirlemekle doğrudan ilişkilidir“ (Aksungur, 2010, 70).
Şehre ait olan geçmiş dönemi ya da o içinde yaşanan dönemi yansıtan yapı ve yapıtlar, o kenti oluşturan fizikî mekânların kurucu kentsel unsurları olduğundan toplumsal belleği oluştururlar. Böylesine önemli tarihi yapıtlar fiziki mekânın kurucu değerleri olduğu için korunmaya değerdirler.
Her toplumun içinde yaşadıkları coğrafyaya ve kültüre göre oluşmuş yapılaşma üslubu vardır. İşte bu yapılaşma anlayışı kentlilik bilincinin ve kent aidiyetini geliştirir.
Kentlerin kültürel kimliklerinin oluşmasında binalarla kent dokusu arasında sıkı bir ilişki vardır. Geleneksel mimarimizdeki zenginliği yarınlara taşıyacak sürekliliğe ihtiyaç vardır. Hemşerilik bilincinin yansıması olan sokaklarımızı alıp başka yere taşıyamayız. Yapıların modern ama o kente aidiyetini gösteren mimari kişiliğe sahip olması, imar planlarının da şehrin kimliğini koruyacak ve yaşatacak şekilde bazı düzenlemeleri içermesi gerekmektedir (Ekinci, Egemimarlık Dergisi, 40).
 Kültürel mirasın değerini anlayan toplumlar, onu özenle korur ve bu kültürel mirası koruyup geleceğe aktarma bilinci gelişmiştir. Kültür varlıkların korunması toplumda yaratıcılığı artırır. Tarihsel mimari, geçmişle gelecek arasında bağ kurar. Somut kültürel miras insanın hem yaşadığı çevreye değer vermesini sağlar, hem de şehirli olma bilincini artırır (Aksungur, 2010, 70).
Şehir plancılığı, mimarinin yaratıcı gücünü geliştirebilmesi ve geçmiş birikimleri yarınlara aktarabilmesi için en uygun ortamları sağlamalıdır. Mimarlık mesleği de planlama disiplinine bu gücün ulusal ve kültürel kökenlerini sunmalıdır. Öncelikle geçmiş mimari ve yerleşim yerlerini inceleyerek geçmiş özgün mimarimizi iyi tanıyıp, geliştirerek geleceğe taşımamız gerekmektedir. Geleceğin şehirlerini biçimlendirirken, geçmişin mimari birikimini çağdaş mimarıyla yoğurarak şehrin kentleşme kararlarını almak gerekmektedir.  Hem geçmişin mimarisine ve şehrin kimliğine saygılı olmak, hem de yaşanır çağdaş yerleşmeler için bu gereklidir. Burada şehirlerin mimari kimliklerini koruyarak gelişebilmeleri içim mimar ve şehir plancılarına büyük görevler düşmektedir.
Dünyada kişilikli kentler ve kişilikli yeni yerleşmeler için mimar ve şehir plancıları işbirliği ve birlikte çalışma gayretleri devam etmektedir. (Ekinci, Egemimarlık Dergisi, 41, http://www.egemimarlik.org/1992-2/39.pdf 10.02.2016)
“Şehir kültürünün korunup gelişmesinde etkili olan aktörler”, uluslararası topluluk, devlet, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve yurttaş/halk olarak gruplayabiliriz.
  1. Uluslararası topluluk: Şehir ve çevre değerleri evrenseldir. Kültür, tarih, mimarlık ve doğa değerleri insanlığın ortak mirasıdır. Camiler, hanlar, çeşmeler ve sivil mimarlık örnekleri gibi.
  2. Devlet: Yerel yönetim kültürü koruma ve gelişmede zayıf kalırsa devlet devreye girer.
  3. Yerel Yönetimler: Şehirlerin mimari eserler gibi kültürel değerleri korumak ve geliştirmek yerel yönetimlerin görevidir. Ancak yerel yönetimlerin merkezi devlet tarafından desteklenmeye ihtiyacı vardır.
  4. Sivil Toplum Kuruluşları ve Yurttaş: Haklar ve ödevler bir bütündür. Bu nedenle yurttaş ve çevre değerlerine karşı hem hak sahibi hem de bu değerleri korumada sorumludur (Keleşe, 16, http://www.academia.edu/4212293/Rusen_Keles_1_Kent_ve_Kultur_Uzerıne, 10,02,2016). Halk, şehirli ya da yurttaş hem haklarını hem de sorumluluklarını kurduğu veya katıldığı sivil toplum kuruluşları aracılığıyla gerçekleştirebilir.
Kültür ve şehir ilişkisinin güçlü yönü, kültürün yaratıcı endüstrileri doğrudan besleyen özelliğiyle şehirde iş imkanları oluşturması ve ekonomik canlılık sağlamasıdır. Buna kültür endüstrisi denmektedir. El sanatlarında, görsel sanatlara, zanaattan tasarıma, reklamcılıktan film sektörüne ve sanal dünyaya uzanan geniş alanıyla yaratıcı endüstriler özellikle şehrin yeni boyutunu ifade eder (İKSV, 2016, 14).
Diğer taraftan “Kent kültürünün geliştirilmesinde medya farklı şekillerde kullanılabilir:
  • Kentin somut ve somut olmayan kültürel miras unsurlarını, hem bilimsel hem de popüler görsel-işitsel-yazılı yayınlar ve bilişim teknolojilerini de kullanarak toplumun tüm kesimlerine ulaştırmak,
  • Gençlere yönelik kentlilik ve çevre bilincini kazandıracak görsel-işitsel yazılı/basını yayınlarını (televizyon programları, çizgi filmler, internet oyunları, boyama ve çocuk kitapları) kullanmak,
  • Kentte yaşayan bireylerde kentte yönelik “aidiyet duygusunu” oluşturacak ve kent koruma reflekslerini geliştirecek görsel-işitsel-yazılı/basılı yayınlar yapmak,
  • Kent kültürünü geliştirecek kültür ve sanat programlarına yer vermek,
  • Kentteki kültür ve sanat aktiviteleri hakkında görsel-işitsel-yazılı/basılı yayın ve bilişim teknolojilerini de kullanarak izleyiciyi bilgilendirmek” (Aksungur, 2010, 69-70).
Şehir Kimliği
Şehir kimliğini anlamak için, öncelikle “Kimlik” kavramı üzerinde durmak doğru olacaktır.
“Kimlik; doğadaki herhangi bir canlıyı veya objeyi başka canlı veya objelerden ayıran, öncelikle onun görsel, işitsel vb. diğer duygularla algılanan, kendine özgü olma durumudur” (Karaaslan, 2010, 2).
“Şehir kimliği; şehir imajını etkileyen; her şehirde farklı ölçek ve yorumlarla kendine özgü nitelikler taşıyan; fiziksel, kültürel, sosyo-ekonomik, tarihsel ve biçimsel faktörlerle şekillenen; şehirliler ve onların yaşam biçiminin oluşturduğu; sürekli gelişen ve sürdürülebilir şehir kavramını yaşatan; geçmişten geleceğe uzanan büyük bir sürecin ortaya çıkarttığı anlam yüklü bütünlüktür… uzun bir zaman dilimi içinde oluşmakta, gelişmekte, değişmekte ve sürekli olarak yeniden üretilmektedir.” (http://www.sehirkimligi.com/sehir-kimligi.html 09.02.2016.)
Bir şehir kimliği, o mekânın tüm fiziki ve beşeri özelliklerini yansıtmakta, insan çevre ilişkileri arasındaki etkileşimden etkilenerek insanın davranışları ve yapısal biçimleri sonucu ortaya çıkmaktadır.
Keleş’e göre, “Bir kentin kimliğini oluşturan onun kültür varlığı; kültürüne katkıda bulunan da kentin kimliğidir ” (Keleş, 14). Her ikisi arasında karşılıklı etkileşim vardır.
“Kentin imajı, kent kimliğinin algılanmasındaki en önemli etkenlerden biridir. Kent imajı daha çok görsel algılamaya dayalıdır. Fakat kente dair algılarımız çoğaldıkça zihnimizdeki imaj değişkenlikler gösterebilir. Kentin kimliği ise tüm bu algılamaların toplamı ve zihnimizde ulaştığı sonuçtur” (Karaaslan, 2010, 3).
“Kentin tarihi, kültürel mirasının gelecek kuşaklara aktarılması, kent kimliğinin devamı anlamına gelmektedir. Kentin kimliğini korumak, mimari çevreyi, doğal çevreyi ve kültürel çevreyi korumaktır. Kentlilik bilincinin de gerektirdiği budur.” (Karaaslan, 2010, 68).
Kent kimliğinden, tarihi yapıları veya dokuları olduğu gibi, daha çok barındırdığı doğal güzellikleri veya kentin gelişmesine etki eden unsurları anlaşılmalıdır. Kent kimliğini korumada kendini o kente ait hisseden kentlilik bilincine ulaşmış bireylerin çabaları önemli rol oynar  (Kentleşme Şurası, 2009, 85).
Tarihi ve kültürel mirasımız olan şehir kimliklerinin korunması için mimarlar, peyzaj mimarları, kentsel tasarımcılar, şehir plancıları, arkeologlar, tarihçiler, sanat tarihçileri, restorasyon uzmanları, sosyologlar, hukukçular, siyasetçiler gibi farklı meslek disiplinlerini ve devletin ve sivil toplum kuruluşlarının bir arada ve uyum içinde bütünü tamamlayıcı şekilde çalışabilmelerinin sağlanması gerekir (Karaaslan, 2010, 69).
 “Tarihsel süreç içerisinde değişik kültür katmanlarının üst üste birikmesiyle oluşmuş kent kimliği, bireyler ve toplumsal değerlere göre olumlu-olumsuz, güzel-çirkin gibi yargılarla tanımlanmakta ve süreç içerisinde yeniden üretilmektedir. Kentsel doku, kentin içinde barındırdığı bütün unsurları kapsamakta ve içinde bulundukları dönemin özelliklerini yansıtarak, zaman içerisinde de değişerek günümüzdeki hallerini almakta ve kentin var olan kimliğini oluşturmaktadırlar” (Aksungur, 2010, 66).
“Relph (1976)’e göre “Mekânsal kimliği oluşturan başlıca özellikler; mekanı oluşturan fiziksel yapı, barındırdığı aktiviteler ve kullanıcıların oluşturduğu anlamlardır” (Karaaslan, 2010, 3). Bu üç temel mekân özelliği, kimlik oluşumunda birbirinin tamamlayıcısıdır.
“Kimliği oluşturan etkenleri tarihsel, fiziksel, sosyal, kültürel ve işlevsel etkenler olarak sınıflandırabiliriz” (Karaaslan, 2010, 6).
Bir şehir açısında şehrin dokusundaki yozlaşma yönündeki değişim şehirlerin kimliklerinin kaybedilmesine neden olmaktadır. Kimliksiz şehirlerin niteliksiz mekânlara dönüşmesi, onların yaşam kalitesini düşürerek o şehirde yaşayanları olumsuz etkilemekte, şehirlilik bilincine, kente aidiyet hissine zarar vermektedir.
Şehir kültürünü dar anlamıyla belediyelerin yaptığı sergi, tiyatro gösterimi, kitap fuarı, halk oyunları gibi etkinlikler olarak sınırlamak doğru değildir. Şehir kültürünü geniş anlamıyla “kapsayıcı ve kalıcı kültür öğeler” olarak almak gerekir. “Aranması gereken temel ölçüt, kalıcı kültür öğelerinin korunması, değerlendirilmesi ve geliştirilmesidir” (Keleş, 14).
“Kentleşme süreci içerisinde, yaşadığı kentin demografik, ekonomik ve kültürel olarak kentleştiğini hisseden yerleşiklerin bu değişime ayak uydurması, kendini bu sürece ait hissetmesi, yaşayış tarzı olarak benimsemesi ve davranış biçimlerini kabullenmesi söz konusu nüfusun kentlileşmeye başladığının bir göstergesidir (Kentleşme Şurası, 2009, 112).
Şehri yönetenler, yönetim şekli yerel yönetimler de önemlidir. Halka kültür hizmetinin onun etkin katıldığı bir şekilde verilmesi beklenen bir durumdur.


HTML Editor - Full Version

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Yorum Yok
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.