SILANIN TATLI GİDİŞ, HÜZÜNLÜ DÖNÜŞ ANLARI

BETÜL ŞATIR’IN KALEMİNDEN…”SILANIN TATLI GİDİŞ, HÜZÜNLÜ DÖNÜŞ ANLARI”

Büyüdüğüm mahallenin taşlı tozlu sokaklarına, dizimdeki morluklara, her fırsatta şefkatine sığındığım anannemin kucağına, tırmandığım erik ağacının dallarına, olmadık yerde doğruları söyleyip annemden yediğim çimdiklere, mahallenin masum tatlı dedikodularına, sobanın naif sıcaklığına, babamın fırından getirdiği ekmeklerin tazeliğine, yirmi bir derece kış günlerinin aydınlığına, yaşlanmış nasırlı damarlı öpülesi ellere, çocukluğuma bir bakıp çıkıcam sadece. Pardon. Müsaadenizle bir geçeyim.
Size Fethiye’nin mümbit bahçelerinden naylon çuvala uzanan bir hikâye anlatacağım.
Bereketli bir yer, güneşi, yağmuru, toprak yapısı, bitki örtüsü, denize kıyı oluşu birçok etmen var burayı güzel yapan. Turunçgillerin arsız dolular gibi toprağa döküldüğü bir mevsimdeyiz bu aralar. Mantarların çıldırdığı, zeytinlerin bolluğu bereketi çağrıştırdığı mevsimdeyiz. Bağbozumu birçok yerden daha geç gerçekleştiği için yazdan kalma bir çeşitlilik de var şu sıralar.
Annemin şehir yerinde çocuk odası sayılabilecek büyüklükte bir kileri var. Mutfağına bitişik olan bu kilerden küçük bir bostan fışkırır her zaman.
Merdivenden inerken saksılardan ise kocamaaan bir gülistan…
Neyse mandalinalar dağ çilekleri limonlar elmalar ayvalar zeytinler narlar, cevizler, yaban mersinleri vs bunlar konumuz değil. Suriyeli mülteci kamplarını doyurur valla öyle bir bolluk.
Kayınvalidemlerdeki berekete bolluğa hiç girmeyeyim. Onların büyükçe bahçesinde yetişmeyen bitkiye henüz rastlamadım.
Neyse sultanın hazinesine sadece bir kürek daldırmak suretiyle yanıma bir şeyler aldım dönüyorum. Uçakta 15+8 kilo hakkım var. Göcek’te duraklayıp kayınpederimin bana verdiği çuvalla beraber çek in için görevliye yaklaşacağım ama cesaretim yok. Zira kilo aşımı diye bir şey var. Benden önce bagajı olmayan bir kaç kişiye rica ediyorum, diyorum ki benim çantamı sizinmiş gibi işlem yaptırsak olmaz mı? Asil beyler ve hanımlar kabul etmiyorlar. Çaresizce bakınıyorum. Hayır, görevlilere size hediye edeyim diyorum yasak alamayız diyorlar.
Kilo aşımı 98 lira tutuyordu. Tamam, verirsin parayı olur biter ama içindekileri parayla almaya kalkışsam elli lira etmez. Memleketin tadı başka tuzu başka lezzetleri, ağacından, gübresiz, işlemsiz, taptaze oluşu bu pahayı inanılmaz bir değere taşıyor kabul ediyorum. Emanet etsem yarın birileri alsa diyorum araştırıyorum o da olmuyor. Tam 14 kilo fazla bagaj için kilo başına yedi lira ödemeyi kabul ettim ki doktor olduğunu sandığım bir bey geldi bilet işlemleri için. Ona süratle ricada bulundum. Elimdeki derli toplu valizi göstererek bu bagajı sizinmiş gibi işleme sokabilir miyiz? Dedim. En güven veren ve masum ifademi takınarak. Doktor bey iyi birisi belli ama tedirgin,
-Yaa tehlikeli olabiliyor öyle şeyler cevabını verdi…
Bu son şansım. Düşünmeye bile zamanım yok…
-Mandalinanın ne tehlikesi olacak Allah’ınızı severseniz! Dedim, nasıl dedimse. Bilmiyorum ısrara direnemeyen bir yönü var insanoğlunun reklamlarda bile kullanılan bir yöntem. Denemekten başka çarem de yok. Nasıl oldu bilmem ikna ediyorum. Sanki el bombası mı diye devam etmeye niyetliydim. Ama etmiyorum tabiii…
Teşekkür ederek luis vittın valizlerin arasından çuvalımı geçirebiliyorum nihayet. Kaç kalori yaktığımı tahmin etmem zor. Sürekli her dönüşümüzde kendini tekrarlayan bir trajedi bu yaşadığım. Tam bir komedi drama dönüşmek üzereydi ki Allah’ın yardımıyla şimdi sadece tatlı bir hikâye. Tamam, kültürlü diplomalı yörüğüz ama bu havayolu kültürüne bir türlü ailelerimizi ikna edemiyoruz kardeşim. Bize özel uygulama olsun istiyoruz. Ne o öyle bohem bohem…
Hatunlar kedisini kafesiyle almış kucaklarına yüksüz tasasız yolculuk yapıyorlar. Nerdeyse beni gösterip kediciğin gözlerini kapatıp bakma annem sen bişiy yok bişiy yok şeklinde sakinleştirecekler hayvanlarını. Bir de bakıyorlar ki fazla yükü olanlara, yani bana bir ben vardım galiba, artık kaçıncı sınıf köylü oluyoruz bilmem?
Neyse canlarım ben ve çuvalım güvenlikten geçtik eğer sağ salim dönersem beklerim. X ray cihazında azıcık radyasyona maruz kalsalar da ben ve turunçgillerim eve ulaşırsak şayet! Yiyelim içelim. Avangart salonlarımızda ‘Köylülüğümüze’ portakal suyu kaldıralım… Diye içimden kelimeler geçerken henüz daha Sabiha Gökçen havalimanındayım. Dönen ray zeminin başında herkes valizini bekliyor. Güzel valizler, çantalar birbiri ardınca arzı endam ediyor. Hanımefendiler beyefendiler dört tekerlekli bavullarını ellerine alıp üçyüzatmış derece dönebilen tekerlekleri sayesinde hiç yorulmadan yolculuklarını sonlandırıyorlar. Hatta yanımda sürekli şoförünü arayıp bilgi veren hanımında valizi geliyor nihayet. Ben başka isme etiketlenen valizimi ve çuvalımı bekliyorum. Neyse valizim gözüktü bana iyice yaklaştı ama çuvalım henüz ortada yok. Merak ediyorum endişe içinde bekliyorum. Ya uçağın kargo görevlileri çuvalıma kötü davrandılarsa diye. Uzun bir bekleyişten sonra sevgili çuvalım önüme kadar geliyor. Onu, önünde ve arkasında sahiplerini arayan pahalı ve konforlu valizleri kıskandıracak bir şekilde kucaklıyorum. Nazikçe, kiraladığım seyyar arabaya yerleştiriyorum. Beni bekleyen eşime ve çocuklarıma doğru ilerlerken bu macerayı yaşadığıma bu duyguları hissettiğime dair çokça tebessüm yanı sıra da şükürler ediyorum.
Haylazlıklarımı, asla dönemeyeceğim çocukluğumu, bana davetkâr bakışlar atan mandalina ağaçlarını, son baharın yorduğu begonvilleri, camlarda bekleşen camgüzellerini, tuzlu deniz kıyılarını, palmiye ağaçlarını, anne baba sıcaklığını yine yeniden her dönüşümdeki gibi Allah’a emanet ediyorum. O ne güzel dosttur… Hiç bir emanet onda zayii olmaz…

HTML Editor - Full Version

YORUM ALANI

1 ADET YORUM YAPILDI

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
Bulut12 Ocak 2015 / 13:19Cevapla

Aynı dert tasa bizde de var… Özellikle kendi memleketimizin turizim şirketleri olmadığı için sorun yaşıyoruz.